Farah Zeynep Abdullah Şeytan Üçgeni

Zihnimde yazının ana hatlarını oluştururken mizahi taraf ağır basıyordu ama gece karanlığı ile birlikte Küçük İskender etkisi baş gösterdi ve ben şu an yağmura çok Pınar Kür ediyorum.

***

Ümitsizlik sadece bir hastalık değil aynı zamanda çok büyük bir bencilliktir. Dış dünyamda kayıtsız şartsız bir yardımsever olduğumu düşünürken; ümitsizlik ekseninde içimi dışarı çıkardığımda gördüm ki bencilliğin zirvesinde ben, şahsen, bizzat, kendim salıncak kurmuş sallanıyorum. Talihim mi kör, bahtım mı kara; yoksa her ikisi de aynı kapıyı kırıyor da kalp hırsızımın hiç mi talihi yok..! Hani iyiler bazen; erikler her zaman kazanıyordu..!

***

Başıma türlü işlerin geldiği doğrudur; doğru olmayan, türlüyü sevmediğimdir:

Yerel bir radyoda Ahmet Kaya çalmak istediğimde, radyo sahibinden "Şehir buna hazır değil." cevabını aldığımda şehre küsmüşlüğüm doğrudur. Bir daha da barışamadım zaten. Doğru olmayan, köpekler istiyor diye atların ölmeyip aksadığıdır.


Tıfıl bir mizah dergisinden, dış kapının en kırık mandalı/yazarı olarak "RepReis A.Ş." odaklı sip/siyasi bir yazı yazmam istendiğinde mizah dergilerine küsmüşlüğüm doğrudur. Bir daha da barışamadım zaten. Doğru olmayan, uykusuz penguenlerimi yüreğimin götürdüğü yere götürdüğümdür. Taşınmak en çok penguenlerime dokandı/dokundu.


***

Artık hikâyeme geçmem gerekiyor.

Ne yalan söyleyeyim "at" gibi tükenip yaşarken ölmüştüm. Gömmeyi unuttuklarından bir at canım daha olmalıydı. O yüzden son at canımla bir hayale tutunmaya karar verdim. Ve bu hayal "Farah Zeynep Abdullah Şeytan Üçgeni" olabilir miydi..? Farah ile Göğe Bakma Durağı'nda inmeyip Turgut Uyar'a uymayabilir miydik; sonuçta önceki sevgilimle biz o durakta inmiştik bir kere. Kalabalık orası hem. Ben oralardayken Göğe Bakma Durağı hep dutluktu; şimdi dutlar gitti, dizi setleri kaldı...

Kararımı verdim; İstanbul'a gidecek, CMYLMZ Fikir Sanat ofisine uğrayacak, teaser çalışmam ve anneler günü kutlama duyarlılığım ile Cem Yılmaz'ın sempatisini kazanarak Arif V 216'da (Unutmadan; Farah The Chosen) set işçisi mertebesine yükselecektim. Set işçisi deyip geçmemek lazım; bir Haşmet Asilkan kolay yetişmiyor; yönetmen olana kadar neler neler çekti; en azından benim gibi Fear The Old Blood kodlamasına sahip.


Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, G.O.R.A. ve 145 saniyelik Arif V 216 teaser'ındaki detayları tekrar tekrar lime ederek sözde bir teaser oluşturdum. Teaser formatına hakim olmadığımdan ancak bir taslak olabilirdi ve öyle de oldu:

Arif V 216 Teaser Çalışması


***


Saklambaç oynarken yerinden ayrıl(a)mayan ebeler gibi olay örgüsü ilerlemeyip hep başa saran dizilerimize öykünmeden birçok detayı atlıyorum.


***


İstanbul'a ayak basar basmaz ilk işim seçim telaşındaki hemşehri derneğimizin seçim mahallinden firar etmek oldu. Daha önce inecedim/inecektim, hatta baya daha önce; en azından Mecidiyeköy'de. Cam kenarında oturmanın dayanılmaz ağırlığı bastırmakla kalmadı, bir de yanımdaki Mişigınlı Muzaffer (Ticarî zekâsı ile çağdaşlarının yarım adım önünde olduğundan Mişigınlı.) kıvrıla kıvrıla yol kenarında inen hemşehrilerime "Vay beleşçiler!" deyince ve de ciddi destek alınca yutkundum, Bahçelievler'e kadar mecburen mecburen mecburiyetten. Firar etmeden önce muavin arkadaştan telefonunu aldım, Boğaz turuna yetişmem mümkün olmasa da dönüşe yetişebilirdim.


Firar ettikten 15 dakika sonra öğrencilik yıllarımda Siyavuşpaşa Mahallesi'nde kaldığım şirin mi şirin, nemli mi nemli o bodrum katın önündeydim. Vicdan azabı ile ilk olarak eskiciye emanet ettiğimiz sevimli ördeğimizi hatırladım. Bodrum balkonunda beslediğimiz o sevimli ördekten inanabiliyor musunuz, komşularımız şikayetçiydi! Ben inanamıyorum, inanmak da istemiyorum; ey monşer komşularım, o kadar çok şikayet ediyorsanız; alın siz bakın; ne diye eskiciye verelim! Eskiciye emanet etme kararı da bana ait değildi bu arada. Şehir dışındaydım; üzerime kalmasın. Yönetici olmadan önce bizleri çok seven o biricik komşumuzun dahi sabah işe giderken ön korkuluklardan sövdüğü görülmüş. Ne yapabilirdik ki; çok çaresizdik... Biricik komşumuzla daha ilk tanışmamızda ev arkadaşlarımı uyarmıştım; o bizi değil çaresizliğimizi seviyor diye...


***


Metroya ulaştım, uzun bir yolculuktan sonra 4. Levent. Heyecan dorukta. Zihnimde replikler hazırlanıyor. Ve ben bir türlü Akatlar'daki ofisi bulamıyorum; Google Maps çaresiz, hep aynı yerlere çıkıyorum; konsolosluklar, lüks araçlar. Ve de aşırı sıcak her yanımı istila etmiş.. Arada muavini arıyorum; milli irade tecelli ediyor mu deyu/diye. Oyumu yüreğimle kullanıyorum; siz anlayamazsınız...


Sonunda ofisin bulunduğu sitenin önündeyim. Heyecandan dişlerimdeki dolguları kontrol ediyorum; en son kestane yerken iki tanesi sizlere ömürdü; anlayacağınız diş geçiremiyorum dişlerime. Sitenin güvenliğine yakalanmadan tıpış tıpış ilerliyorum, bu kadar yaklaşmışken bir site sakini/güvenliği çıkıp "Yol bir yere gitmez; o bir durma biçimidir." dese dahi yılmazam/yılmam ben bu sevdadan. İçimden en kısa duaları okuyup zile dokanıyorum, bekliyorum, tekrar dokanıyorum. Yine bekliyorum. Ses seda yok. Dedim bir köşeye sinip beklerim o zaman. Annemin yolculuk için hazırladığı kabaklı börekleri çıkardım. Allah'ım neden yeşil kabak kullanmış benim güzel annem! Tadı gerçekten damağımda kaldı! Ümidim işte o an kırıldı; yeşil kabaklı börekle yola çıkacağımı bilseydim bileğimin hakkıyla oyumu kullanıp Boğaz turunu tercih ederdim. Yine de israf yok,  isyan var! Bir de telefonla ofisi arayıp şansımı denedim; maatteessüf. Eşraftan bilgi almak için süs köpekleri üzerinden kapitalizmin kedisi olmuş esnaf mahalline girer girmez köpeklerin havlamaları ile ürkmedim değil; bir dost diyerek geçiştirdim ve CMYLMZ Fikir Sanat ofisinin taşındığını öğrendim.. Hayatım boyunca o kadar çok taşındım ki umarım taşınırlarken yorulmamışlardır deyu hislendim ve bitti...


Biten mücadelem değildi; biten yeşil kabaklı börekti. Yeni plan BKM ve aynı zamanda Arif V 216 kadrosunda yer alan Çağlar Çorumlu'ya çalışmamı zarf tümleci olarak ulaştırmaktı. Akatlar'dan Beşiktaş'a yürüdüm. Allah bir daha aynı yolu yürütmesin; yazmayı tekrar bırakırım. Ve Beşiktaş Kültür Merkezi'nin önündeyim. O da ne girişte Güldür Güldür oyuncularından Burak Topaloğlu, şaşkınlığım ünlü olmasından değil, adını dahi bilmiyorum (Akşamında Google'ladım.), o da benimkini bilmiyor; şaşkınlığım hazırlıksız yakalanmamdan. Biraz BKM'nin havasına alışmam gerek; tansiyonum düşüyor, yıllar yıllar öncesinden kalan 'İstanbul Kart'larımdaki bakiyelerime rağmen o sıcakta yürümek bitirdi beni. Ne diye hırs yaptıysam; metronun da önünden geçtim, bin işte lanet olası federal! Burak Topaloğlu'nun hakkını teslim edeyim; minikle minik oldu yanımdaki hanımefendinin çocuğunu severken. On numara oyunculuk ve samimiyet. Göz göze geldik; gözlerimi kaçırdım... BKM'nin havasını biraz daha solumam gerekiyor. İçeri girdim afişlere bakıyorum, derin nefes al-ver tamamdır bu iş. BKM Mutfak'a bağlı bar kısmına geçtim. Çalışanlara Menajer Bahar Hanım'ı kastederek "Queen nerede?" diye sorunca garipsediler. "Memoli" kalıbını da sadece iş arkadaşları kullanıyordu ya hani "Yılan Hikayesi"nde; demek ki böyle bir bağ var ve ben bu bağın dışındayım diye düşündüm. Zaten Bahar Hanım pazar günü olması hasebiyle iş yerinde değilmiş. "Peki iş başvuru formu var mı?" diye ekleyince "Biz yetiyoruz." diyerek ustaca savuşturdular. Madem bir kalem verin de şu zarfın arka yüzünü doldurayım, dedim. Büyük cömertlik gösterdiler. Yazdım hemen; Çağlar Çorumlu'ya verilecek, parantez içerisinde Arif V 216 deyu. Zarfı hazırlarken kardeşimin fotoğrafının çıkması da ayrı bir motivasyon kaynağı oldu. Bir yandan da kafe bölümüne geçmiş 3 adet Güldür Güldür oyuncusunu kesiyorum. Yanlarında aldım soluğu; tam söze gireceğim Burak Topaloğlu ve Özgün Aydın neredeyse saliselik farklarla telefonla konuşmaya başladılar. Mahir İpek önündeki fotokopilerden ezber çalışıyor. Yine sınanıyorum; sınanmak güzel şey sınandığını geçebilirsen. Telefon konuşmaları bitene dek kararsızlığa düşüp arada boş çıkışlarım oldu, olmadı değil; sessiz sinema gibi daha çok. Neyse ki bitiyor konuşmaları. Diyorum ki "Merhaba, Çağlar Çorumlu'ya en yakın aranızda kimdir?". Burak Topaloğlu benim, diyor ve artırıyor. Ona ulaştırılacak bir pakedimiz olduğunu belirtiyorum. Zarfın üzerinde Arif V 216 yazısını görünce "Kimden?" diyor; benden, diyorum küçük adamların umarsız özgüveniyle.. Tutum biraz değişiyor; gönderenine bakarım adam mı deyu, ee haklı. Emanete yönlendiriyor. Uyarıyorum, ya yakarlar da küllerini toplarsam. Sen bana güven abicim/abiciğim diyor. Abicim lafını genç göstermeme bağlıyorum, yoksa üçünü de oracıkta submission ile alırım. Mahir İpek dahi obasını kurtaramaz. Güvenliklerin önünde arz-ı endam ettikleri aradan emanet bölümüne bırakıyorum pakedimi. Güvenliklerin başkanı koruyoruz edasındaki hâllerinden kulise ya da Ali Sunal'a bağlanıyor olmalı burası diye iç geçiriyorum. Her zamanki gibi yine iş başvuru formu bulunup bulunmadığını soruyorum, yine savuşturuyorlar; ajanslarla çözüyorlarmış.


Zarfımı attım. Ulaşır, ulaşmaz orası benlik değil; görevim tamamlandı..


***


Aslında o gün için tüm planımı değiştirecek olay; Sıfır Dediğimde filminin yönetmeni Gökhan Yorgancıgil ile görüşebilmekti. Yazdığım kısa filmin senaryosuna yurt dışında iken dahi katkıda bulunmuştu. Şehir dışında olduğunu çok sonraları öğrendim. Yedi Güzel Adam'ın sekizincisi bana göre Gökhan Yorgancıgil'dir. Senaryo yazımında klasik anlatının ışığında yeniliklere de apaçık yetiştirdiği öğrencileriyle birlikte elbette en başta soyadını (Yorgancıgil ile Asilkan dahi baş edemez.) konuşturarak bunu hak ediyor. Bende ise durum tam tersine... Acı ama gerçek; belki de en olmayan kötü adam hikâyesinde dahi üçüncü şahsın şiiri olamamışımdır...


"Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla.." diyerek bir gün görüşmeyi ümit ediyorum Sayın Yorgancıgil.


***


Son olarak finale gelelim.. Boğaz turuna yetişemedim. Seçim otobüsünün dönüşüne de yetişemedim. Bilet de bulamadım. Yıkılmadım; ayaktayım.. Ayaktaydım... Ancak gece yarısı evime varabildim.


***


Bilmem bilir misiniz; dünyanın en zor konsol oyunlarından biri olarak kabul edilen (Pure Black) Demon's Souls'ta, iblisin devleri vardır. Zehirli bataklıklarda peşinizi asla bırakmazlar. Farah Zeynep Abdullah dahi yanınızda olsa dev, devdir; devle şaka olmaz.


***


Talihim mi kör, bahtım mı kara; yoksa her ikisi de aynı kapıyı kırıyor da kalp hırsızımın hiç mi talihi yok..! Hani iyiler bazen; erikler her zaman kazanıyordu..!

_________
11/06/17
Beğendin mi anacım?
 

Sayfa Google Chrome İle Uyumludur.